Eski İngiliz subayı Roy Bates’in Kuzey Denizi’ndeki terk edilmiş bir askeri kulede kurduğu Sealand Prensliği, Birleşik Krallık mahkemesinin yetkisizlik kararıyla uluslararası hukukta fiili bir statü kazandı. Karasuları sınırlarının ötesinde gerçekleşen bağımsızlık ilanı, aradan geçen yıllara rağmen Birleşmiş Milletler tarafından tanınmasa da deniz hukuku literatüründeki en tartışmalı egemenlik örnekleri arasında kalmayı sürdürüyor.
İkinci Dünya Savaşı yıllarında savunma amacıyla deniz üzerinde inşa edilen beton ve çelik gövdeli Roughs Tower, çatışmalar bittikten sonra askeri birimlerin çekilmesiyle boş bırakılmıştı. Emekli subay Roy Bates, 1967 yılında ailesiyle söz konusu yapıya yerleşerek kulenin idaresini kendi inisiyatifiyle devraldı. Birleşik Krallık kara sularının o dönemde 3 deniz mili mesafeyle sınırlı bulunması, açık denizde kalan platformun bağımsız bir prenslik olarak ilan edilmesine zemin oluşturdu.
Yargı Yetkisinin Reddi ve Hukuki Belirsizlik
Kuledeki yerleşimin ardından deniz çevresinde patlak veren anlaşmazlıklar kısa sürede İngiliz yargı mercilerinin gündemine taşındı. 1968 senesinde davayı inceleyen İngiliz mahkemesi, hadisenin cereyan ettiği koordinatların ulusal sınırların ve yargı alanının dışında kaldığına hükmederek dosyayı kapattı. Mahkemenin görevsizlik yönündeki bu tespiti, platform sakinlerince bağımsızlık durumunun örtülü biçimde kabul edilmesi olarak değerlendirildi.
Egemenlik iddiasını uluslararası alanda görünür kılmak isteyen kule yönetimi; kendi anayasasını, bayrağını ve milli marşını resmiyet kazandırarak yürürlüğe koydu. Bu adımların yanı sıra “Sealand Doları” adıyla madeni para basıldı, resmi nitelikli pasaportlar ile posta pulları çıkarılarak mikro-ulus kimliği oluşturulmaya çalışıldı. Söz konusu simgeler, yapının dış dünyayla kurduğu temaslarda egemenlik simgesi olarak öne sürüldü.
Birleşmiş Milletler ve uluslararası toplum tarafından bağımsız bir ülke olarak resmen tanınmayan yapı, diplomatik meşruiyet kazanmayı başaramadı. Buna karşın terk edilmiş kule, uluslararası deniz yetki alanlarındaki yasal boşluklar ve fiili hakimiyet iddiaları kapsamında en uzun soluklu egemenlik tartışmalarından biri olmayı sürdürüyor.

Yorumlar kapalı.